Kozmos Savaşı
Irmak kenarında sürüngene dönüşmüş tanrının elinden tutup gökyüzü özlemini dindirmek için dünyasal zevklerin kucağına geldim. Yeşil ve mavinin hâkim olduğu ama bataklığında karanlıkları büyüttüğünü görünce gözlerime inanmanın yeterli olmadığını anlayıp ruhumun ve bedenimin izninde büyük bir gözleme daldım.
Sonsuz süregeliş kalıbına baktığımda acılarla çevrelenmiş insanlar sürünüyorlar. Bakmak onlar için ibadet halini almış, duyguları öldürmek sonsuzluğa kilit olup, anahtarını ise kapıyı yarattıktan sonra unutulmuş numarasına başvurulmuştu. Arkalarında ise melek ve şeytan gibi korku öğelerine senfonik seslerle düzenek yapılmıştı. Ani yok oluşlara ölüm adı verilmiş, korkuların en korkuncuna beyaz perdenin yansımalarında hayal gücünün yeteneği okutulmuş. Maddi gülüşler yapmak için yabancı fabrikaların sahte dosyalarına rakamlarla resim çizilmiş. Kimsenin ayak basmadığı yeşile yapay süsler kurulup ayakların sağlam basması için ebediyete rahatlık hazırlanmış. Derin çukurların arasına temizlenmek üzere yaşamsal sıvıyı koyup, sarhoşluk etkisi üzerine de yardımcı maddelerin emrine itaat edilmişti.
Belgelere dayandırmadan anlatacağım bu gözlemi ilk adımında düzenli soruların aslında bir cevap olduğu kanısına varmıştım. Düzensizliğin getirdiği düzende saygısızlık için yapılan düşünce yollarını tek ezen Âdem’in soyundan gelenler olmuştu. Havva’nın karnında hayat bulup cennet diye vaat edilen doğurganlarla devam etmesiyle bilinçli kullar oluşmuştu. Sonradan yitirilen insani özellikler aslında bir yere gömülmüş. Aklın karmaşık yapısının devamı olan bizler hep bir anda aynı bataklığa kendimizi gömüyoruz. Sorunun cevap olmasını bu şekilde sağlayan zaferin kanatları aslında çıkamamıştır bu kozmos savaşından…
Savaş aslında bu! Nicedir kaybedenlerin sorusunda cevaplara yol gösterici oldum zamanımı buna adayarak… Zafer; kabul etmediklerinde, kabul etmeyi öğrenmeyle olacaktı. Dünyanın alametlerinde duygusal deneylerin deneme tahtası olarak kullanıldık bu kadar kaybetmiş iken… Yaşamak için tek boşluğumuz dizlerimizin ve ellerimizin göğe olan saygısıydı. Belki görür derken, belki duyar derken bu renklerin yaratıcısını da biz öldürdük şizofrenleri utandırıp katil olarak. Kanlı ellerimizle yılanları ezebileceğimiz günü bekledik. Karanlık kozmos; ilk insanın karnından sıvısını boşaltarak büyük savaşın devamı için döngü oldu. Taşları yerinden oynatacak, güvenilirliğe zehrini bırakacak devrimler hiçbir ayrım gözetmeyip kapıyı çalmadan rahatça oraya yerleşti.
Bu döngünün sahipleri seçilmişlerin güçlerine inanıp, bilmedikleri yolda gezintiye çıktılar. Yol uzun, korkutucu, karanlık, tehlikeli… İleriye atılan adımın geriye dönüş yapması kabul edilemez yanlış… Aslında geri dönüşleri kabul etmeyeceğinizi, inkâr edeceğinizi mi sanıyorsunuz? İşkencenin yaratıcısı duygular tüm bedenlere izini bırakıyor. Savaşın sonunda gedikler kaldı kanlı bedenlerde… Yukarıdakinin bize lütfüydü Kozmos Savaşı’nda! Toprak her saniye kuruyor, kana muhtaç zaferin kanatlarıyla…
El-Kafirun